Profil de ÖZERÇİVİ ÇİVİYİ SÖKER, KANI ...PhotosBlogListesPlus ![]() | Aide |
|
25 octobre TÜRK OLMAK GURU , HAYSİYET , ŞEREF , VE MAMUSTURBOZKURT DESTANI Destan Hakkında bilgi:
MOSKOVAYA SANCAK DİKİLMEDİKÇE, KALBİMİZDEN NEFİS SÖKÜLMEDİKÇE ÜLKÜCÜ;
MHP’de neredeyse üç hilal ve bozkurt gibi sembollerin önüne geçen ünlü "bozkurt selamı"nın sırrı çözüldü. Ünlü selamın sırrı Gazeteci Hakan Akpınar’ın "Kurtların Kardeşliği" adlı kitabında anlatıldı. Akpınar’ın Birharf Yayınları’ndan çıkan kitabında, Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’nden MHP’ye kadar geçen 1965-2005 döneminde ülkücü harekete ilişkin çarpıcı bilgiler yer aldı. Kitapta ülkücü camiada kullanılan çeşitli konulara ilişkin "ülkücü sözlük" de bulunuyor. Ülkücü hareket mensuplarının selamlaşma ve zafer işareti olduğu belirtilen "bozkurt selamı"nı Türkiye’de ilk olarak 1984 yılında Ankara’ya gelen Gagavuz Kültür Bakanı Maria Marunoviç’in kullandığı bildirildi. Eski MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş’in de 1992’de Azerbaycan’da katıldığı bir mitingde Azeri Lider Ebul Feyz Elçi Bey ile birlikte bu işareti kullanarak selam verdiği kaydedildi. Bozkurt selamının ise Hıristiyan Gagavuz Türkleri tarafından yaklaşık bin yıldır kullanıldığı kitapta vurgulandı. Kitapta yer alan bazı ülkücü sözcükler ve açıklamaları şöyle: "-Töre: Bir toplulukta benimsenmiş, yerleşmiş davranış ve yaşama biçimlerinin, kurallarının, gelenek ve göreneklerinin, ortaklaşa alışkanlıklarının bütünü. Töre kavramı Ülkücü Hareket içinde davanın savunulması sırasında ortak ve sarsılmaz ilkeler bütünlüğünü ifade eder. -Bozkurtçular: CKMP’nin MHP adını aldığı 1969 Kongresi’nde partinin ambleminin Bozkurt olmasını savunan Türkçü grup. -Kızılelma: Türk milliyetçiliğinin terminolojisinde cihan hakimiyetinin simgesi olarak kullanılan kavram. -Reis: Ülkücü Hareket’te teşkilat önderlerine verilen gayri resmi unvan. Ülkücü Hareket içinde üniversite gençlik liderlerine de ’reis’ denilmektedir. -Tabutluk: Bir çeşit işkence hücresidir. Ülkücü Hareket, tabutluk ismiyle ilk olarak 1944 mahkemeleri sürecinde tanışmıştır. -Taş medrese: Yusufiye olarak anılan cezaevlerinin diğer adı. Hoca Ahmet Yesevi ve onun yolunda gidenlerin çilehane ve medreselerine atıfta bulunularak ortaya çıkmış bir kavramdır. -Turan: Tüm Türk devletlerinin bir bayrak ve devlet altında toplanması ülküsü." ÜLKÜCÜ DERLER BİZE Aslımız Oguz aslı, Cihandır eşiğimiz, İmanın kölesiyiz, Vatana kanat gerdik, Zindanlar şükrümüzdür, Zindanda Bozkurt terler, Allah'tır tek hakim be, İpsede kaderimiz, Başbuğ'dan ferman ola,
Gözlerin cennet çiçegi
Kara Sudan Zor Suyuna Giden Yol...
Kaza - bela, kader - kısmetHer derdiniBana devret.Kan mı gerek, can mı gerek?EmretGözündeki ışıltıya aşığım,Dünya ile barışığım;Al gözlerimi seyret.Yaktığını biliyorsunGözlerinle <<GEL>> diyorsunDudaklarınla <<SABRET...>>
10 octobre DAVAMIZ
Bu şuurdan, bu duygudan, bu kutsal ihtirastan mahrum olan milletler, yok olmaya, sürünmeye mahkûmdur. İşte tarihin kaydettiği en eski devirlerden beri milletler arasında sürüp giden bu mücadele için de Türk Milletinin bir an önce içinde bulunduğu bakımsız, fakir, geri kalmış ve kuvvetsiz durumdan kurtulması, başkalarına avuç açarak yardım dilenme durumundan kurtularak kendi gücüyle ayakta duran, sözünü ve şerefini her yerde saydıran güçlü, medeniyette en ileri, refahta en ileri bir millet hâline gelmesi... Davâmız budur. Türk Milletinin böyle bir varlık hâline gelmesi her şeyden önce milliyetçilik şuuruna ve Türk Milletini yeryüzünde en refahlı en güçlü, en medeni bir millet hâline getirmek ülküsüne, ihtirasına sahip olmakla mümkündür. Bugün Milliyetçi Hareket diye bayrağını açtığımız, sevgili milletimiz, aziz vatandaşlarımız tarafından daha çok kulak verilen, daha büyük sevgiyle bayrağının altında toplanılan bu hareketin gayesi, manâsı budur. Bugün yeryüzünün ileri ve modern memleketleriyle Türkiye’mizin arasındaki mesafe kapanmak yerine daha ziyade genişlemekte ve açılmaktadır. Bundan yüzyıl evvelki Türkiye'nin, meselâ o zamanın Almanya ve İngiltere’siyle bugünün Almanya'sı ve İngiltere'si arasındaki mesafe küçülmek yerine büyümüştür, büyümektedir. Memleketimizde uygulanan kalkınma. programları, kalkınma, plânları propaganda mahiyetindedir. Avrupa İktisadi İşbirliğinin ilim adamları tarafından yapılan incelemelere göre bugün Türkiye'de yürürlükte bulunan plân ve programa göre memleketin yılda kalkınma; hızı yüzde yedi olarak kabul edilmiştir. Yüzde yedinin yüzde üçü her yıl artan nüfusun ihtiyaçlarına gitmektedir. Geri kalan yüzde dört elde edildiği takdirde, bu hızla Türkiye kalkınacak olursa bugünkü ileri Avrupa memleketleriyle ancak 249 yıl sonra aynı seviyeye gelebilir. Böyle bir yâvaş harekete; Türk Milletini sefalet içinde, perişanlık içinde kalmaya, sürünmeye zorlayan böyle az bir kalkınmaya şuurlu Türk Milliyetçileri olarak isyan etmek, başkaldırmak; Türk Milletinin varlığını bir an önce kurtarmak davâsı güdenler için en kutsal bir vazifedir. Milliyetçi Hareket olarak bunu yapıyoruz. Milletimizin yaşaması, yükselmesi için her şeyden evvel tek kalp olarak çarpmak, tek ruh, tek ses halinde birlik beraberlik içinde bulunmak lazımdır. Bugün, birçok felâketlere uğramış olmamıza rağmen, yeryüzünün en büyük milletlerinden birisi Türk Milletidir. Tuna nehrinden, Balkan dağlarından Çin’e kadar hâlâ Türkler uzanmaktadır, hala Türklerin yurdundan geçilmektedir. Bu büyük milletin tarihte yapmış olduğu büyük ve gelecekte yeniden ortaya çıkaracağı çıkaracağı büyük varlık, bu bölgede gözü olan, Türk Milletinin gençleşmesinden endişe duyan, birtakım yabancı kuvvetleri endişelendirmektedir. Bunun için de Türk Milletinin güçlenmesini, kalkınmasını engellemek için her şeyden evvel millî birliğimizi ve bütünlüğümüzü bozacak fesat tertipleri, fitne hareketleri halkımızın içine, milletimizin arasına yayılmaya, salınmaya çalışılmaktadır. Türk Milletinin kalkınması için her Türkün daima birinci planda gözetmesi icab eden husus birliğin korunması, beraberliğin korunması, bizi parçalayacak, bizi birbirimizden soğutacak, bizi birbirimize karşı getirecek her tertibin elbirliğiyle karşısına dikilmek olmalıdır. Birliğimize kasteden tertiplerin başında Komünizm, bölgecilik ve mezhepçilik gelmektedir. Partizanlık da milli birliğimizi bölen unsurların başındadır. Bugün memleketimizde demokratik bir düzen, bir nizam tatbik edilmeye çalışılmaktadır. Bir çok partiler vardır. Fakat particik, parti menfaatleri öyle bir kanser hastalığı gibi milletin bünyesini sarmaya çalışmaktadır ki, bu hastalığa tutulan milletimizin, memleketimizin, çocukları, insanların gözleri dönüyor, milli birliği, memleketin, devletin yüksek menfaatlerini kişisel menfaatler ve partizan menfaatlerin pençesinde memleketi tehlikeli ve ıstıraplı bir yöne doğru sürüklüyorlar. Onun için her şeyden evvel şunu her Türk hatırda tutmalıdır: Türk Milletinin birliğini, beraberliğini, hür ve bağımsız yaşamasını sağlamayan, hür ve bağımsız yaşamasına, yükselmesine zararlı olan her çeşit tutum Türk Milleti için değerini kaybetmiş, Türk Milleti için ortadan kaldırılması icap eden bir husus olur. Binaenaleyh, demokrasi derken, particilik derken her şeyin üstünde Türk Milletinin menfaatlerini, Türk Milletinin birliğini, bütünlüğünü, beraberliğini ve yüksek menfaatlerini gözetmek her Türk'ün şaşmaz şiârı; şaşmaz düsturu olmalıdır. Buna aykırı düşen davranışlar her Türk için menfurdur, ezilmesi lâzımdır: Bugün Ortadoğu'da menfaatleri bulunan devletler Türkiye'nin taşıdığı büyük önem dolayısıyla ve Türk Milletinin sahip olduğu büyük hayâtîyet dolayısıyla Türk Milletini parçalamak, Türk Milletini zehirlemek, onun ahlakını bozmak, ,onu fesada uğratmak için, onu güçten kuvvetten düşürmek için, onu birbiriyle boğazlaşan, birbirini boğan, birbirini yok eden bir cemiyet, bir millet haline düşürmek için her çeşit fitneye, her çeşit tuzağa, her çeşit hileye başvurmaktadırlar. Türk Milleti kabiliyetli büyük bir millettir. Bunları anlayacak sağduyuya sahip bir millettir. Hepimiz atadan gelme bu yüksek vasıflarımızı daima uyanık bulundurarak, bu fesat faaliyetlerine karşı varlığımızı korumanın çaresini bulmalıyız. Türk Milletinin kalkınması için her şeyden evvel Türk Milletinin milli benliğine, milli varlığına dönmesi lazımdır. Bir milletin yükselmesi, millî değerler meydana getirmesiyle mümkün olur. Bir millet millî ahlak sahibi olarak, kendi dinine, imanına, ahlâkına, âdetlerine, tarihine, geleneklerine sahip olarak ancak gücünü kuvvetini muhafaza edebilir; yükselebilir. Kendi benliğinden uzaklaşan, kendi benliğini hor gören, kendi kendini beğenmeyen, başkalarını kendinden üstün zanneden, başkalarını kopya etmeyi marifet sayan bir millet kendini kaybetmiş, çoktan ölmüş olur. Onun için bizim milletimizi kalkındırmak için açtığımız mücadelede her şeyden önce üzerinde durduğumuz husus: Biz Türk’üz, kendimize benzeriz, kuvvetli, vasıflı, meziyetli, ahlaklı bir milletiz, Başkalarından eksik bir tarafımız yoktur. Başkalarının kopya ederek yükselmemiz mümkün değildir. Kendi benliğimize güveneceğiz, kendimize dayanacağız, kendi özelliklerimize döneceğiz, kendi milli âdetlerimize ahlakımıza döneceğiz. Ama modern ilmi, modern tekniği de alıp, onda da bir ân önce yükselmenin çarelerini bulmak suretiyle memleketin kalkınmasını sağlayacağız. Memleketteki her çeşit faaliyetin ve özellikle fikir faaliyetinin, güzel sanatların Türk Milletinin milli varlığını korumak, geliştirmek, Türk Milletini uyandırmak ve yükseltmek yolunda seferber edilmesi lazımdır. Bugünkü gibi sanat faaliyetlerinin başıboş çeşitli düşman fikirlerin, çeşitli düşman faaliyetlerin elinde âlet ve oyuncak olarak Türk Milletinin ahlakını bozmak; Türk Milletinin kültürünü yok etmek; Türk Milletinin fikir faaliyetini öldürmek, onu fikirsiz, ruhsuz, millî benliğinden uzaklaşmış, millî benliğini öldürmüş hâle getirmek yolunda kullanılmasına müsaade etmemek lâzımdır. Onun için Dokuz Işık görüşünün, Dokuz Işık millî doktrininin Türk milletini kalkındırmada göz önünde bulundurduğunu bu hususu; bilhassa kültür ve sanat hayatımızın, fikir hayatımızın, fikir hareketlerinin, yazı hayatımızın yüzde yüz milli hedeflere doğru yönelmiş, yüzde yüz milli hedeflerin emrinde, millî ülkünün emrinde ve Türk milletinin yükselişini sağlayacak yönde seferber edilmesini birinci planda göz önünde bulundurmaktayız. Başıboş, solcu, komünist, marksist, ne idüğü belirsiz, soysuz, Türk ahlâkına kasteden, kültür, sanat, fikir hareketlerine asla müsaade etmeyeceğiz. Size büyük bir prensibi işaret ediyorum: Biz Türk milliyetçileri olarak, ancak Türk milletine yararlı olacak faaliyetler için Türkiye'de hürriyet tanırız. Türk milletini bozacak, Türk milletini zarara uğratacak, onun hayatı için tehlike teşkil edecek hiç bir harekete hürriyet tanıyamayız. Türk milletini yıkma, Türk milletini yok etme hürriyeti diye bir hürriyet bu topraklarda tanınamaz.Güzel sanatların planlı bir şekilde milli hedeflere doğru seferber edilmesi ve bütün Türk milletinin, milli enerjisinin harekete geçirilmesiyle Türk milletinin kalkınması kısa zamanda gerçekleşebilir. Çünkü Türkiye'de sermaye birikimi yoktur. Türkiye'de birçok imkânsızlıklar vardır. Bunların verilmesi ancak Türk milletinin faaliyete geçirilmesi, uyandırılması, milli davâlarının sahibi haline getirilip, milli enerjisinin, Türk halk enerjisinin seferber edilmesi ile mümkündür. Türk milletinin binlerce yıllık tarihi boyunca yenilmez olmasını sağlayan ve bugüne kadar her felâketin üstesinden gelerek, her tehlikeyi çiğneyip üstüne çıkmasını sağlayan bazı milli vasıfları, gelenekleri ve inançları vardır, karakteri vardır. Bunların başında asla yenilmeyi kabul etmemek, asla mağlup olmayı kabul etmemek, boyun eğmeyi kabul etmemek; boyun eğmeye, mağlup olmaya karşı çıkmak görüşü, karakteridir. Teslim olmayı red, mağlup olmayı red, yenilmezliğin sırrıdır. Durum ne kadar karanlık olursa olsun, ne kadar imkânsızlıklar içerisinde bulunursak bulunalım, aslâ yenilmeyi kabul etmemek, aslâ teslim olmayı kabul etmemek Türklüğün ezeli şiârıdır. Unutmayın: Bizi kısa zamanda büyük yapacak, kurtaracak olan büyük fikir, büyük ruh budur. Bu büyük ruhu daima yaşatıp, her yere götüreceksiniz. Bununla beraber yükselmek, millî bir devlet olarak, millet olarak yükselmek, yeryüzünün en güçlü, en adaletli, ilimde teknikte en ileriye gitmiş, en büyük varlığı haline yükselmek için büyük bir şevk, büyük bir heyecan, büyük bir azim ve ihtirasla dolu olmak da gereklidir. Şahsi menfaat ihtirasları insanları küçültür. Fakat milletini yükseltmek için büyük bir aşk ve ihtirasla dolu olmak insanları yücelten bir sırdır. Her şeyin üstünde Türk milletinin milli menfaatlerini görmek ve büyük Türkiye'yi kurmak ülküsünü ihtirasını, aşkını taşıyacaksınız. Bu aşkla dolu, bu aşkla kendinizi unutmuş hâle geleceksiniz, bu aşkla bir âlev hâline geleceksiniz; dokundûğunuz her Türk'ü tutuşturacaksınız ve böylece önümüzde her engel yıkılıp, yollar bize açılacaktır. Milletçe hasis menfaatlerin üstüne çıkmayı bileceğiz va birbirimize karşı derin bir sevgi, derin bir saygı beslemeye, bu yola girmeye dikkat edeceğiz. Hak ve adâlet duygusunu her şeyin üstünde tutacağız. Vatandaşlarımızın hakkını kendi hakkımız gibi, hatta ondan daha mukaddes, daha değerli olarak görerek gözeteceğiz. İnsanlar sıkıntı çekmeye, aç kalmaya, sefalet içinde yaşamaya, milleti için, arkadaşlârı için, ailesi için, sevdikleri için her çeşit belâyı göğüslemeye tahammül edebilirler. Ama bir şeye aslâ tahammül etmezler: Haksızlığa, adaletsizliğe. Türk milletinin yükselmesini, kalkınmasını düşünürken her şeyin üstünde hak ve adâlet duygusunu her yerde yerleştirmeye, her yerde hâkim kılmaya mecburuz. Bunu yapmaksın Türk milletinin yükselişi düşünülemez. Türk vatanının selâmeti düşünülemez. Ama bunu fert olarak, aile olarak, grup olarak, parti olarak hepimiz vazgeçilmez mukaddes bir ilke, bir düstur yapmalıyız. Bugün memleketimizin çekmekte olduğu büyük sıkıntıların mühim bir sebebi de içinde bulunduğumuz haksızlıklar, adâletsizliklerdir. Milletimizi bölen kinler, garazlar, düşmanlıklar, çekişmeler hep haksızlığın, adâletsizliğin meydana getirdiği şeylerdir. Adâletten söz açmışken sosyal adâlet, sosyal yardımlaşma, fırsat ve imkân eşitliği konularından da kısaca bahsetmek lâzımdır. Bizim açmış olduğumuz milliyetçilik bayrağı, Dokuz Işıkçılık bayrağı memleketimizde tam bir sosyal adâleti, her sahayâ ait bir adâleti kurmayı kendisi için baş prensip edinmiştir. Sosyal adâlet demek, vatandaşlar arasında taşınan yükler, mükellefiyetler ve gelirlerin, nimetlerin çalışmaya göre, gayrete göre, liyakat ve kabiliyete göre adâletle dağılmasını sağlayacak bir düzen demektir. Sosyal yardımlaşma; bir millet; aynı devletin çatısı altında, aynı vatanda yaşayan bir millet bir evde yaşayan bir ev halkı gibidir. Nasıl bir evde yaşayan Bir ev halkı birbirine karşı sorumluysa, birbirinin vebâlini taşıyorsa, birbirini iyi durumda bulundurmaya, birbirine el uzatmaya, yardım etmeye, birbirinin ıstırabıyle, derdiyle ilgilenmeye vazifeliyse, bir milletin insanları da böyledir. Türk Milletini köylüsüyle, çiftçisiyle, işçisiyle hepsini içinde toplayan bir Sosyal Yardımlaşma ve Güvenlik Teşkilâtı kurmaya mecburuz. Böylece memlekette, arkası varmış yokmuş, iltiması varmış yokmuş, parası varmış yokmuş gibi bir lüzum, bir durum ortadan kalkarak bütün vatandaşların ihtiyacı olan yardımın sağlanması, ihtiyacı olan himayenin sağlanması mümkün olacaktır. Bir önemli noktayı da işaret etmek istiyorum. Bu nokta da şudur: Biz hiç kimseye benzemeyiz. Benzemeyi de istemeyiz. Biz Türk'üz. Şanı olan, şerefi olan şanlı bir tarihi olan, üç kıtada hüküm sürmüş olan büyük medeniyetler yaratmış olan, büyük bir milletiz. Başkâ milletleri, başka memleketleri taklit etmeye, onların sistemlerini kopya etmeye ihtiyacımız yoktur. Bunu şunun için söylüyorum: Başlatmış olduğumuz Dokuz Işık hareketi, başlatmış olduğumuz Türkçülük, Milliyetçilik hareketi, Türk milleti içinde hızla gelişiyor. Hızla gelişirken gerek komünistlerin aleyhimizde açmış oldukları kampanyalar, propagandalar, gerek diğer düşman faaliyetlerin aleyhimizde girişmiş oldukları propagandalarda bizim için "nazi" gibi, "faşist" gibi bir takım ithamlar ileriye sürülmektedir. Buna dair açıklamayı ilerdeki sahifelerde yapacağız. Fakat burada şu kadar söyleyelim ki, bizim hareketimiz ne bir nazi, ne bir faşist hareketidir, milliyetçilik hareketidir. Bizim tarihimizde Meteler, Ertungalar, Cengizler, Timurlar, Fatihler, Yavuzlar, Alparslanlar, Kılıçarslanlar, saya saya bitmeyecek kadar büyük işler yapmış olan büyük şahsiyetler, dünyaya örnek teşkil edecek büyük eserler vermiş olan insanlar varken, bizim kurtarıcı diye başka bir milletin ortaya attığı birtakım görüşleri kopya etmeye, onları benimsemeye ihtiyacımız yoktur. Böyle bir şeyi milli izzet-i nefsimize bir darbe telâkki ederiz. Bizler başkalarını taklit etmeyi en büyük şerefsizlik sayarız. Bizim yolumuz Dokuz Işık yoludur. Ne komünizm, ne kapitalizm! Türkiye'yi, Türk Milleti'ni yeniden güçlendirecek, yenden ilimde, teknikte en yüksek seviyeye çıkaracak olan yüzde yüz yerli, modern ilmi ve tekniği de önder edinmiş olan Dokuz Işık yoludur. Kurtuluş yolu budur. |
|
|